Oya Erkaya


Farklılıkları farketmeye düşkün!

Farklılıkları farketmekten hoşlanıyor!

Selamlar! Günlerinizin yeni bir albüm kaydı üzerinde geçtiğini biliyorum, okuyucularımıza biraz bundan bahsedebilir misiniz?

Merhabalar… Son zamanlarda bayağı bir aranje işlerine giriştim. Biliyorsunuz, Feridun Düzağaç’ın son albümünde bir aranjem var. Şimdi de Aydilge Sarp’ın yeni albümündeki parçaların aranjesini yapıyorum. Aynı zamanda basları da çalıyorum. Gayet keyifli geçiyor. Bir de Ceylan Ertem’in yeni çıkacak albümünde bir parçanın aranjesini yaptım ve Kardeş Türküler’den bir grup arkadaşla birlikte çalıp kaydettik… Tabi, müzik piyasasının durumu malum. Biz kaydediyoruz fakat, bakalım albümler ne zaman sizlere ulaşacak?

Klasik gitardan bas gitara geçme fikri sizde nasıl oluşmuştu?

Bir anda oldu açıkçası. Bir grupta geri vokal yapıyordum. Bas gitar ilgimi çekti. Sesi, tınısı her şeyi beni cezbetti. Ben de çalmak istiyorum dedim. Çok çocukçaydı o zaman ama sonra hayatıma yön verdi bu isteğim. Hiç unutmuyorum önce bir arkadaşımdan rica etmiştim bana bir hafta kullanmadığı basını vermişti birkaç da bir şey göstermişti. O haftanın sonunda “ben bu enstrümanı çalmak istiyorum!” düşüncesi netleşmişti kafamda. Sonra; bir dönem basçı Taylan Cemgil’den ders aldım. O derslerin çok faydası oldu bana. 

Daha önceden hiç bir enstrüman çalmayıp, bas gitarla müzik yapmaya kendi kendine başlayan ve hasbelkader çalabilen bir kişinin izlemiş olduğu yol bilinçsel açıdan sizce doğru mudur?

Eğer, gerçekten samimiyse, dürüstse, istediği, onu mutlu eden buysa doğrudur tabii. Fakat, profesyonel olmak ayrıdır. O zaman fazladan mesai yapması gerekir.

İstanbul Blues Kumpanyası, Tibet Ağırtan ve Catwalk derken Londra Müzik Okulu tarafından “yılın en iyi bas gitaristi” unvanını elde etmiştiniz. Konuşulmaya değer bu durum nasıl oldu ve sizi sizce bir numara yapan neydi? Caine’in sizin için ayrı bir yeri var mı?

Caine’i zaman zaman özlüyorum. Londra’yı her zaman özlüyorum. Ben Londra’ya gittiğimde basçı olmayı kafaya koymuştum. O nedenle, okulda çok disiplinli bir çalışma ortamı yarattım kendime. Bas dersleri dışında eğitmenlerinden izin alıp vokalistlerin, gitaristlerin derslerine girdim.Ve sonuçta ciddi bir yol kat ettim. Okul bittiğinde bas gitarım sanki vücudumun bir parçası gibi olmuştu… Dedim ya o günleri çok özlüyorum bazen. “Yılın basçısı” seçilmiş olmak beni çok mutlu etti tabii. Bu arada, Caine’de yılın grubu ödülünü almıştı ve bize okulun yapımını üstleneceği  bir albüm yapılacaktı. Zaten o dönem Londra’da bir radyo programında canlı performans verip dikkatleri üzerimize çekmiştik. Fakat, benim Türkiye’ye dönmem gerekiyordu. Gerçi, Londra’da kalsaydım sonuçta orada müzik yapıyor olacaktım. Burada da müzik yapıyorum zaten… Mekanlar değişik.

Bildiğim iki uzmanlık alanınız olan; bilgisayar mühendisliği ile bas gitar çalma arasında hiç bağlantı kurduğunuz anlar oldu mu? Peki ya bilmediğimiz başka uzmanlık alanlarınız da var mı?

Bas gitar çalma değil de; aranje yaparken çok paralellikler var. Mesela, son zamanlarda aranje, jingle’lar, müzik bankası çalışmaları yapıyorum. Ve tüm bunları yaparken Protools, Cubase, Vst’ler vs. hep bilgisayar destekli çalışıyorum. Ayrıca, bilgisayar mühendisliği kendi içinde organize olmayı ve iyi bir belleği gerektirir. Aranje yaparken de; bu özellikler lazım. Bu arada “uzmanlık” demen hoş. Fakat, ben ikisinde de uzman olduğumu düşünmüyorum. İkisi de benim hayatımın bir parçası ve benim kendimi ifade ediş biçimim; o kadar… Hayatımın bu şekilde bir parçası olan başka bir alan daha var tabi ki. O da “annelik”. Yalnız, o hepsinden zor.

Bulutsuzluk Özlemi’nin çalışkan diyemeyeceğimiz bir dönemi içersinde çalmışlığınız var. Bunun yanı sıra konuk bas gitarist olarak bazı albümlere yardımcı oldunuz. Kör ölür, badem gözlü olur yorumlarına maruz kalan değerli müzisyen Yavuz Çetin’de bunlardan biri… Kendisi için söylenenlerden farklı olarak neler söyleyebilirsiniz?

Yavuz dünya çapında bir gitaristti. Yaşadığı dönemden öndeydi. Yani, gitaristliği ve şarkı yazarlığı herkese biraz fazla geldi, anlaşılamadı sanki. Biz Yavuz’un albümü için enstrümantal iki parça kayıt etmiştik. Bir tanesi neredeyse 6 dakika sürüyordu. Ve Yavuz solo atıyordu parçada… “Satılık” albümü, kardeşim Mine Erkaya tarafından makara bantlara kaydedildi. Biz de parçaları girip sanki sahnede çalıyormuş gibi baştan sona çalmıştık. Ben, Yavuz ve davulda Serkan Ayman birlikte çalmıştık. Çok güzeldi. Fakat, plak şirketi enstrümantal parçaları albüme almak istemedi.  Ben hem üzülmüş, hem de bu zihniyete kızmıştım o zaman.

Çok temel ve önemli bir konu var ki bu soruyu sizin gibi temeli çoktan atmış ve üstüne tuğlaları örmüş birine sormak isteyeceğim; bir toplulukta enstrümanlar arasında bas gitarın en kritik görevi nedir? Önemi nedir? Neden kimi tarz için olmazsa olmazdır?

Ben bu soruya hep aynı cevabı veriyorum: Bas gitar müzikte “köprü” gibidir. “Melodi ve ritim arasındaki köprü”. Eğer olmazsa; iki yaka bir türlü bir araya gelemez! Bir de bas gitarı çok “anaç” buluyorum. Anne gibi müziği sarıyor, kollarının arasına alıyor, çocukları bir araya getirip toparlıyor (Bak bunu yeni keşfettim… Ama öyle! Erkek arkadaşlar alınmasın). Bu arada; bende son zamanlarda çaldığım ekibe göre enstrümanımı da farklı çalmak gibi bir özellik gelişti. Mesela; Kardeş Türküler’den bir grup ile çalıyorum. Ekipte gitarist olmadığı için bas gitarı; gitar gibi çalmaya ve hem davul hem de renk sazlarla aradaki bağlantıyı kurmaya çalışıyorum. Fakat, Feridun’da daha köşelerde gezinmek, net olmak lazım. Bu duygular karışıyor bazen. Değişik şeyler çıkıyor.

Dizi müzikleri için ter dökmek nasıl bir duygu? Yine bu tarz projelere açık mısınız? Kıraç bir ara kendisini bu işin piri görüyordu… Serdar Ortaç’ta daima en iyi sözleri yazar bilirsiniz…

Yazar Elif Şafak’ın bir lafını okumuştum: “Suya yazı yazmak”. Dizi müziği yapmayı “suya yazı yazmak” olarak görüyorum. Fakat, sonuçta ciddi paralar kazanılıyor. Ve bu paralar müzisyenlere yeni bir enstrüman,  ampli, daha iyi kayıt setup’ı olarak geri dönebiliyorsa ne güzel. Ayrıca kolay bir iş de değil ve aradan sıyrılan gayet güzel işler de çıkabiliyor. Yapabilen yapsın. Ben bu tarz projelere açığım. Zaten tanıtım müziği, müzik bankası vs. gibi işler yapıyorum halihazırda.

Uzun senelerden bu yana bende yer edinmiş bir şey var; bir müziği dinlerken ilk önce bas yürüyüşlerini dikkate alıyorum ve bunu neye dayanarak yaptığımı hiç bilmedim. Bas gitarlarından çıkan sesi sevmemle alakalı bir şey olabilir mi? Yoksa farkında olmadığım ve bas gitarın vasıflarına dair şeyler mi söz konusu?

Bence enstrümanı sevmenden olabilir. Fakat, öyle parçalar vardır ki o parçayı bas yürütür o da ayrı. MFÖ’nün “Ele Güne Karşı” sını düşünür düşünmez aklıma basları gelir mesela… Bende yıllarca hep senin gibi müzik dinledim. Bir de davulu çok dinlerdim. Groove etmek istiyorsak; davulun ne yaptığını iyice bir anlamamız gerekir. Fakat, son bir-iki yıldır müziği dinlediğimde tüm öğeleriyle dinlemeye alıştırdım kendimi. Eski dinlediğim albümleri tekrardan bu şekilde dinliyorum. Neler neler keşfediyorum…

Babazula daha popüler bir hale gelince, sizin simanızı daha çok görmeye başlamıştık. Baba Zula’nın yaptığı müziğin yurt içine ve yurt dışına yansıması sizce nasıldı?

Ben Babazula ile çalmaya başladım ve hemen yoğun bir çalışma temposuna girip “Ruhani Oyun Havaları” albümümüzü çıkardık. Bu albüm özellikle yurtdışında çok beğenildi. Zaten albümün ilk konserlerinden birini Fransa’da “Printems De Bourge” festivalinde verdik. Sonrasında da bayağı bir yurtdışı konseri oldu… Yurt içinde o kadar ses getirmemiş olabilir.

Ülkemiz bas gitaristlerinin solo albüm çıkartmaya yönelmeme sebepleri ne olabilir sizce? Bu alanın pazar küçüklüğü hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Parasızlık derim. Hem müzisyenler hem de plak şirketleri “biz bu işten para kazanamayız” diye düşünüyor. Özellikle biz müzisyenler; “işleri toparlayalım kendi projelerimize de sıra gelecek” deriz ama bir türlü gelmez. Benim de kenara köşeye attığım bir sürü bestem var fakat, hakikaten sıra gelmiyor. Yine de bir gün onlara sıra gelecek tabi…

Feridun Düzağaç’ın uzun bir süredir yanında bulunuyorsunuz. Sizi kendisini yanında müzik yapmaya iten şeyler nedir?

Feridun Düzağaç ile çalmaya 2004’te başladım. Gitaristi Taner Keleş beni aradı. Feridun Düzağaç’a bas çalar mısın dedi. Bunu dedikten üç gün sonra konser vardı. Böyle başladı macera. Feridun’un şarkılarını hep severek çalıyorum. Bir de ekip arkadaşlarımla birlikte çalmaktan çok keyif alıyorum. Fakat, ben aynı anda birçok ekiple birden çalışan bir insanım. Yani hiçbir zaman; “sadece” Feridun Düzağaç’ın basçısı olmadım ve olamam da. Çeşitlilikten hoşlanıyorum. Tek bir şey yaparak yetinen bir insan değilim. Ne zorum varsa…

Genel anlamda iyi olan bir bas gitaristin göze çarpan belirgin farkları sizce nedir?

Çok konuşmayan, yerinde konuşan birisi olması! Şaka bir yana; eğer bir basçı davulla birlikte kenetlenip “groove” edebiliyorsa tamamdır. Ne tarz müzik çalıyorsa çalsın; müziğin istediğini versin. Egoist, benmerkezci olmasın… Bütünün bir parçası olduğunu bilsin yeter. Gerisi iyi bir teknik, ritim duygusu, armoni bilgisi vs. dir. Türkiye’de bazen “show” yapan basçı iyidir gibi bir yanılgı oluyor. Halbuki yok öyle bir şey. Teknik çok önemlidir fakat her şey demek değildir.

Puzzle günlerine dair ne söylemek istersiniz?

Çok eğleniyordum. Zaten eğlence olsun diye kurulmuş bir topluluktu. Bir de bütün efect pedallarımı kullanabiliyordum. Parçalar buna müsaitti. Mesela Feridun’un parçaları bir envelope filter, octabass kullanmaya müsait değil. Ama Puzzle’da pedallarımla güzel sesler elde etmiştim… Geri vokal de yapıyordum bol bol. Gruptaki arkadaşlarımın hepsi iyi müzisyenlerdi  ve herkes şu anda profesyonel olarak ayrı bir ekipteler… Bir araya gelip devam etsek aslında… Nerden hatırlattın… Anılarım canlandı…

Ders vermeye hala devam ediyor musunuz? Sizlerden eğitim görmek isteyenlerin ne yapmaları gerekir?

Ders almak için arayanlar var sağ olsunlar. Fakat, ben ders vermeyi bıraktım. Dediğim gibi aranje yapmaya başladığımdan beri kendimi bu alanda bir öğrenci gibi görüyorum ve her gün yeni bir şey öğreniyorum. Ben şu an öğrenciyken öğretmenlik yapmasam daha iyi.

Oya Erkaya’nın dinlemekten en çok keyif aldığı tarz, sanatçı ve topluluklarının mini listesini alabilir miyiz?

Rock, pop, etnik, alaturka, türkü, klasik müzik, standartlar, R&B vs. birçok tarz müziği severek dinleyebiliyorum. Moduma göre değişiyor. Hatta; gece başka, gündüz başka, arabada başka, stüdyoda başka tarz müzik dinlerim. Açıkça söylemek gerekirse; beğendiği grubun her bir şeyini bilen arşivci bir zihniyetim yoktur. Dinlerim, severim, duygulanırım, bazen analiz ederim… O bana yeter. Son zamanlarda en keyif alarak dinlediğim grup Porcupine Tree. Bir de film müziklerine taktım, onları dinliyorum bu ara. Bizden “Mira” yı çok beğendim. Erkan Oğur’un “Bir Ömürlük Misafir” albümü de başucu albümümdür.

Volume Dergisi’ne verdiğiniz bir tanıtım yazınız var. Bu dergide ya da başka tarzda bir müzik içerikli dergide sürekli yazmayı hiç düşündünüz mü?

Talep gelirse yazarım tabii. Yazı yazmak çok da becerdiğim bir iş değil. Yine de konuşmaktan daha kolay benim için ve bazen kafayı kırıp yazmak iyi oluyor.

Blogger Schizo! için yaptığınız yorumları görünce gücüme güç katmıştınız. Hem bunun için, hem de değerli vaktinizi yanıtlara ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Hayatınızda başarılar diler, son sözü tekrar size vermek isterim.

Ben de Blogger Schizo! nun uzun süre devam etmesini dilerim… Özgün işler çok az zaten, aman çabuk tükenmesinler…

Sevgilerimle,

Oya Erkaya

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s