Flattbush – Otomatik Attak

 

Flattbush'a kayıtsız kalmayın!

 

5 Ekim’de Flattbush’un “Otomatik Attak” ı Koolarrow Records etiketiyle çıktı. Billy Gould’dan gelen bu sürpriz pakete şaşırmamak imkansızdı çünkü Blogger Schizo! eskisi gibi hergün yeni bir şeyler karalayamıyor. Buna rağmen Faith No More’un beyni tarafından bu tarz bir kritiğe teşvik edilmek harika bir şey diyebiliriz.

Flattbush dinleyenlerini şaşkına uğratabilecek kapasitede bir topluluk; müzik dünyasında üretilmedik şey kalmadığı şu günlerde orijinal bir albüm dinlemek istiyorsanız “Otomatik Attak” karşınızda duruyor. Albümdeki parçalar topluluğun siyasi fikirlerini ortaya koyuyor. Bu tarz bir müzikle bu sözleri işitebilmek pek bulunabilir bir şey değil.

Daha önceden Fear Factory, Mike Patton, Brujeria, Asesino ve Napalm Death gibi isimlerle turlayan Flattbush’un enstrümanlarını silah gibi kullandığı söylenebilir. Bu üçüncü albümlerinde bizlere metal, punk ve noise karışımını sunuyorlar. Flattbush’u sevdiyseniz “Otomatik Attak” ile gurur duyabilirsiniz!

PARÇA LİSTESİ

01. The Sword or the Cross, 02. Dear Uncle Sam, 03. Otomatik Attak, 04. Bureaucrat Capitalism, 05. Oplan Freedom Watch, 06. Pigs, Pigs, Pigs, 07. Zero Tolerance, 08. Descontrol, 09. Fascist Terror, 10. Executioner’s Execution.

BAĞLANTI NOKTALARI

http://www.flattbush.com

http://www.myspace.com/flattbush

http://www.koolarrow.com

Reklamlar

Mitch Dickinson

Tarihin tanıklarından biri konuşuyor!

Tarihin tanıklarından biri konuşuyor!

Mitch Dickinson burada! Yeni “Grind Madness At The BBC” albümü (Heresy, Unseen Terror / Napalm Death, Carcass, Bolt Thrower, Extreme Noise Terror, Godflesh ve Intense Degree topluluklarını da kapsıyor) için tebrikler! Bu nasıl gerçekleşti?

Teşekkürler. John Peel bu toplama çalışmasında yer alan her sanatçının çok büyük bir destekçisiydi ve bütünüyle ona teşekkür ediyoruz, bu kayıtlarla birlikte kendisinin vizyonunu görebiliyoruz. Bence harika bir adam için 3 CD’den oluşan bu set çok uygun. Sahip olabilseydi o da severdi. Kayıtlar yalnızca BBC’ye ait ve şimdiye kadar kullanılabilir değildi. Earache Records bu kayıtları tam olarak toparlamayı çok önceden düşünmüştü ve şimdi, yerinde ortak bir anlaşma gerçekleşti, BBC nazik davranıp bu çok özel esere yayınlanma izni verdi.

Bu eksiksiz bir Peel dönemi grincore belgesi. Gerçekten önemli ve unutulmaz. 2004 yılında John Peel’ı kaybettiğinizde hisleriniz nasıldı?

Elbette! Çok önemli bir kayıt olduğuna katılıyorum. Şu anda tarzın dünya çapında nereden nereye geldiğini çok özel zamanlarla belgelendiriyor. Birçok insan bu kayıtları duymayacaktır ve biliyorum ki çok zaman ayrılarak tutkuyla bu proje hazırlandı. Earache Records çalışanı Dan Tobin bu müziğin hakiki bir hayranıdır ve bana geçenlerde bu işin sevgiyle emek harcanarak yapıldığından bahsetti. “Başkan Kennedy vurulduğunda herkes nerede olduğunu hatırlar” şeklinde eski bir deyiş vardır. Bence aynı durum John Peel’ın vefalı takipçileri içinde geçerlidir. Onun öldüğünü öğrendiğim günü asla unutmayacağım. Nottingham’da bir bilgisayar firmasında çalışıyordum. Bayan bir meslektaşım ofisime gelmişti ve bana “Duydun mu? Radyo DJ’i, John Peel bu sabah ölmüş!” demişti. Kulağa günlük dedikodular gibi geliyordu. Bu haberi bastırılmış bir üzüntü ile karşıladığımı hatırlıyorum. Gözlerim donuktu ve çok duygusallaşmıştım. Şok olmuştum. John Peel benim çok takdir ettiğim bir insandır. Yanında birkaç gözyaşı damlası döktüğümü itiraf etmem gerekir. Bu toplamada Mick Harris’in yorumları da hemen hemen aynıdır. John Peel’ın yerini alabilecek birini tanımıyorum. Az bulunur biriydi.

Müziğe nasıl adım attınız ve sizi ekstrem tarzda müzik yapmaya iten şey neydi?

Gerçekten bu işlere epey geç başladım. Resmi duran müzisyenler ilgimi çekmezdi, daha çok heavy metal dünyasında olan biten şeylerle ilgileniyordum. Okuldaki müzik derslerine zıt düşen şeylere karşı eğilimlerim vardı. 1983 yılında Metallica ve Slayer’ı duyduğumda gitarist olmak istedim. 15 yaşındaydım ve bu noktadayken geleceği duyduğumu düşünmüştüm. Agresiflik ve hız içimdeki bir ateş gibiydi. Bir an önce bu tarz bir şeyi topluluk halinde yapmak istedim. Ucuz bir gitar aldım ve bir arkadaşım bana akorlarını nasıl çalmam gerektiğini gösterdi. Diğer bir arkadaşım da notaları gösterdi. Yol almam için bunlar ilk etapta yeterliydi! Düzenli bir ders almadım. Her gün oturup saatlerce sevdiğim albümlerle birlikte gitar çalardım. Slayer gibi grupların yaptıkları hızlı numaraları biliyordum. Bugüne kadar hiç bir zaman bu kadar arzulu bir şekilde gitarist olmayı arzulamamıştım. Sürekli riflerle ilgiliydim. Kerry King benimkine benzer hikayeler anlatıyor. Çok küçük yaşlarda gitar çalmaya başlamıştır, çok az eğitimle tamamen vahşi ve rastgele sololara ulaşmıştır, ama rifleri şeytan gibi çalar! Eski dönemlerde Jeff Hanneman ve Kerry King beni etkilemiştir. Sonradan çok çeşitli şeylerden etkilenmiştim, ama tarzım aynı kaldı. Benim etki alanlarım 1980’lerin altın dönemleridir.

Heresy ve Unseen Terror topluluklarında nasıl yer aldınız?

Shane ve ben aynı kasabada büyüdük ve aynı okullarda okuduk. 1980’lerin ortalarında ciddi bir şekilde yapılan kaset değiş tokuşu işine bulaştık. İlk değiş tokuş yaptığım dostum Bill Steer’dir. Ona yazmaya başladığımda Warhammer’da çalıyordum, bateride Shane vardı ve bende gitar çalıyordum. Yıllardan 1985’ti. Bu önemlidir, Warhammer ilk İngiliz death metal topluluğudur. Bill’e bizim kayıtlarımızın da olduğu bazı kasetler gönderdim ve bize büyük bir ilgiyle karşılık vermişti. İlerleyen yıllarda bana tonla sağlam kaset gönderdi. Yolladığı kasetlerden biri de Heresy’nin “Never Healed” adlı demo çalışmasıydı. Duyduğumda coşmuştum. Harikaydı! Şaşırtıcı derecede sıkı, süper hızlı ve… bir İngiliz grubundan duyduğum en iyi şeylerden biriydi. Takip eden aylarda kendisiyle iyi dostluklar geliştirdim. Bu arada 1986’nın ortalarında Shane ile Unseen Terror topluluğunu kurdum. Warhammer’ın şekli değiştirilerek genişletilmiş bir hali gibiydi. Patlayıcı vuruşlar, sağlam gitar tonları! Mümkün olduğu kadar akılda kalıcı, hızlı parçalar yazmak istedik. İçerikle birlikte müzik deli işiydi, ama daima melodi ve iyi parça yazımını önemsemişimdir. Unseen Terror’ı çok dikkatli dinleyenler melodinin neresinde olduğunu anlamışlardır. Ticari bir şey değildi, sadece yazdım. Her neyse, 1986 yılına isabet eden deli yıllarda Heresy’nin korkunç bir hayranı oldum. Mümkün olduğu kadar onları sık izlemeye giderdim. Shane ve ben parça yazmaya ve prova yapmaya devam ediyorduk, ama tekrar eden bir problemimiz vardı. Yerel bölgemizden bize uygun bir bas gitarist bulamıyorduk. İki kişilik bir topluluk olarak çok eğleniyorduk ve daima ilham alıyorduk, ama zamanımızı bu yönde çok harcamıştık. Prova kasetlerimizi bilmesi gereken herkese göndermiştik ve bu bize iyi bir anlaşma getirmişti. Anlaştığımız firma kuşkusuz Earache’ti! Eylül, 1986 yılında Heresy Avrupa turundayken bu kasetten parçalarımızı çalmıştı. Tur sonrasında orijinal gitarist topluluktan ayrılmıştı. Sonra bas gitarist Kalvin Piper’dan telefon aldım. Bana Heresy’e katılıp katılmak istemediğimi sordu! Biraz çekinerek tabii ki dedim ona, ama Unseen Terror’ın kendim için önemli olduğunu söyledim. Her iki ekipte çalmam konunda anlaştık, problem olmadı. Sonradan anladım ki bence Shane ve ben büyüdüğümüz, yaşadığımız yerlerde boşa kürek çektik. Benim kaçma fırsatım oldu ama o Ağustos, 1987’de Napalm Death’e katıldı.

Daha önce sizleri dinlememiş olan potansiyel hayranlarınıza müziğinizi nasıl tarif edersiniz?

Unseen Terror’ı açıklamak gerekirse, 20 yıl öncesinin bu tarzda müzik yapan birkaç grubu arasındadır. Prodüksiyonu bakımından önemli değildir ama tamamı tecrübedir. Hardcore punk etkileşimli hızlı ekstrem metal müziği diyebiliriz. Hem söz, hem de müzik açısından tutku dolu ve samimidir.

En favori şovunuz ya da buluşmanız hangisi olmuştur?

Peki, bu soruya mahcup edici bir cevabım var: Unseen Terror sadece tek bir tane resmi şov yapmıştır! Eski bas gitar problemimiz bu konserde kağıt üzerinde çözülmüştür. Mart, 1986’da Washington D.C.’den Government Issue’ya destek veriyorduk. Nottingham’daki mekanın adı Mardi Gras’ti. Kimsede bir tane bile olmayan bu şov görüntülerini her izlediğimde hoşuma gider. Henüz daha piyasaya çıkmadı. Nihayet tam bir kadromuz vardı. Arkadaşımız (eski Warhammer üyesi) bas gitar çalıyordu ve Mick Harris manyaklar gibi vokal yapıyordu! Klasik! Şov çok iyi geçmişti ve keşke daha fazla olabilseydi…

Eski grup arkadaşınız Mick Harris “grindcore” teriminin yaratıcısıdır. Bunun öyküsünü sizlerden alabilir miyiz? O günleri nasıl hatırlıyorsunuz?

Geçmişle ilgili birçok harika anılarım var. Mick Harris eşi az bulunur bir karaktere sahip yerinde duramayan biridir! Bence dünya onun. Her zaman kelimeleri ve cümleleri o yapar. Çoğu kez hep kahkahayla güler. Buraya listeleyemeyeceğim çok fazla şeyi var. Gözlemlediği her şeye kendi kelimeleri vardır. “Grindcore” kelimesinden önce “Grind” tabirini çok şiddetli, biçimi bozulmuş bas gitar sesleri için kullanmıştı. O Swans ile yakından ilgiliyken kendisiyle ilk bir araya geldiğimde yanımızda Shane’de vardı, “Cop” ve “Filth” albümlerinden bazı klasikleri birlikte çalmıştık. Swans’ın ilk dönemlerini dinlediyseniz “Grind” teriminin bas sesleri ile uygun düştüğünü görebilirsiniz. Ve tabii ki hızlı “hardcore” vardı, özetlersek, hardcore müziğin hız ve agresifliğini biçimi bozulmuş bas gitar sesleriyle karıştırırsak “Grindcore” u elde ediyoruz. Bu tabir kelime hazinemizde varken Mick, Repulsion’ı duydu. Onlarında üşütük olduğunu fark etti. Hızlıydılar, punk’tılar ve bas gitar sesleri hoşuna gitmişti. Bay Harris’e teşekkürler, Grindcore kelimesi sonradan geniş bir çapta yayıldı. Gerçek öyküdür.

Ekstrem müzik dünyası kendi artılarını ve eksilerini paylaşıyor. Burada müzik endüstrisinde ya da grindcore sahnesinde genel olarak bir farklılık yok mu ya da hepsini aynı kulvarda mı görüyorsunuz?

Dürüst olmak gerekirse, “Human Error” çalışmamızın yayınlanmasının ardından 22 yıl geçti ve ben böyle bir soruya yanıt vermeyi hayal bile etmemiştim. Albümümüzün şu anda ne kadar da etkileyici olduğu ve bugünün efsanelerinin referans noktalarından biri olduğu beni şaşırtmaktadır. Düşünüyorum da eğer bir şeyler değiştirebilseydim salgınlaşan beleş indirme sorununu çözerdim. Bu noktada Lars Ulrich gibi vaaz vermek derdim değil. Sadece kişisel olarak insanların müzik dükkanlarına gidip albüm alma zevklerini kaybedeceklerinden endişeliyim. Dükkanlara gidip araştırma yapmayı seviyorum. Bazı insanlar dosya paylaşımının eski kaset değiş tokuşuna benzetiyor. Hayır, bu olamaz. Bir demoyu bazen haftalarca bekleyebiliyorum. Heyecan verici bir şeyler vardı, bekliyorduk. Bugünün çocuklarının hayal bile edemeyeceği bir şeydir. İnternet her şeyi mümkün kılmıştı ve bu kesinlikle dezavantajdı. İnsanların bir dosya için linkleri karıştırıp kurcalamasına lafım yok ama lütfen gidip bir albüm satın alın. Sevdiğin sanatçıları destekleyin. Çalışırken müzik dinlediğim bir iPOD’um var, ama onu CD çalıcımın ikinci bir sürücüsü olarak görüyorum. Bence bu anlık elde edilebilirlik, gizem ve yeni müzikleri keşfetmenin yerini aldı. İnsanlar kayıt koleksiyonlarını satmaktan bahsediyor, 180GB iPOD dosyasının 1.500 albüme tekabül etmesi beni güldürüyor, çünkü günün sonunda iPOD’un çalınırsa ya da kaybolursa sen hiç bir şeysin ve hala hayatımın koleksiyonları plak ve CD formatındadır. Onun için daima sanatçıların albümlerini satın alarak destek vereceğim. Vinyl formatını tek geçerim!!! Mümkün olduğu kadar vinyl satın alırım. Birçok plak firmasının hatalarını anlayıp yeniden vinyl yayınlamaya başlamalarını görmek güzel. Daima her formattan daha uzun yaşayacak ve koleksiyoncuları olacak. Genel olarak grindcore sahnesinin gelişimi konusunda değiştirilmesini istediğim bir şey yok, hala yeraltı müziğidir, takdir etmeniz için hala kendisine has bir kodu vardır, tam destek veriyorum. İyiye giden, sağlıklı, gelişen, ve kararlı bir temeli var ki bunları hala görebilmek güzel. Ayrıca silmek istediğim bir şey de var. Tetiklenmiş baterilerden NEFRET ederim!!! Nasıl yapılıyor bilmiyorum, ama büyük metal kayıtları hep aynı standart bateri seslerini kullanıyor. İşitsel olarak yanlış sesler var, gerçek bir dinamiği yok. Modern metal müziklerinin %99’u bana düz ve güm güm vuran bir tarzda geliyor. Eski Black Sabbath ve Led Zeppelin kayıtlarında gerçek bateri teçhizatının kullanıldığını işitebiliyorsunuz. Modern metal albümü dinlediğimde gerçek bir bateristin yakalamak istediği dinamiği duyamıyorum. Tek duyduğum bir bilgisayarın basmakalıp gaddar vuruşları… Hah!

Şu günlerde hangi toplulukları ya da albümleri dinliyorsunuz?

Daima müziği geniş bir şekilde dinler, takip ederim ama kalbim daima metal müziktedir. Geçen hafta en çok dinlediğin 15 albümü paylaşmam gerekirse şunları sıralayabilirim:

Repulsion – “Horrifed”, Sunn 0))) – “Black One”, Kill The Client – “Cleptocracy”, Weezer – “The Red Album”, Suffocation – “Blood Oath”, Insect Warfare – “World Extermination”, The Beatles – “Please Please Me”, Nurse With Wound – “Spiral Insana”, Insect Warfare – “Evolved Into Obliteration”, Descendents – “Milo Goes To College”, Magrudergrind – “Magrudergrind”, Carcass – “Necroticism – Descanting The Insalubrious”, Morbid Angel – “Blessed Are The Sick”, Hate Forest – “The Most Ancient Ones”, Coil – “The Ape Of Naples”.

Tüm sorularım bu kadar, hayranlarınıza söyleyecekleriniz var mı ya da belirtmek istediğiniz bir şey? Çok teşekkür ederim!

Şu ana dek MySpace aracılığıyla Unseen Terror’a destek verip ilgi gösteren herkese teşekkür etmek istiyorum. Oradaki insanlardan aldığımız pozitif yorumları görünce hayrete düşüyoruz. Bunlar ilham verici nitelikte şeylerdir. Son olarak, uzun rötarlı bir ikinci albüm üzerine çalışıyorum. Demo çalışmalarımızı kayıt etmiştim ve yeni parçalar yıllar önce yaptığımız şeylerden farksız olmayacak. Bu sefer de salakça parçalar yok! Sadece saf grind/metal! Benimle irtibata geçmek istiyorsanız detayları veriyorum:

http://www.myspace.com/unseenterrorbirminghamengland (Hayranlarımız için yardımım dokunur)

http://www.myspace.com/mitchfinder_general (Şahsi sayfam)

Bu söyleşi için sana da teşekkür ederim. Her şey gönlünce olsun.

Mitch D.